Mert Karaibrahimoğlu’nun “Hâlden Anlayan Lider” kitabı çıkalı iki aydan fazla oldu. Hatta şu sıralar üçüncü baskısıyla raflardaki yerini çoktan aldı. Ama ben bu satırları kaleme almak için bilerek bekledim.
Bir yandan kitabı yeni keşfedenlerin o ilk heyecanına gölge düşürmek istemedim, bir yandan da yakından tanık olduğum —hatta küçük de olsa bir parçası olma şerefine nail olduğum— bu hikâyeyi biraz mesafe alarak değerlendirmek istedim. Çünkü bazı cümleler üzerinden zaman geçip de taşlar yerine oturdukça asıl anlamını kazanıyor.
“Hâlden anlamak” benim için iş dünyasında sonradan öğrenilmiş bir kavram değil; aileden gelen, hayatımızı şekillendiren, ideolojik bir izdüşümü ve zamanla karakterime yerleşmiş bir bakış açısıdır. Bireyi yaptığı işten önce bir “insan” olarak görebilmek; performanstan önce niyete, davranıştan önce duyguya bakabilmek ve empatiyi bir yetkinlik değil, bir duruş olarak yaşayabilmektir.
Büyürken İnsan Kalabiliyor muyuz?
Aslına bakarsanız bu yaklaşımın küçük ölçekli yapılarda karşılık bulması nispeten kolay. Henüz 23 yaşında, Tolga ile Utopic Farm’ı kurduğumuz yıllarda bunu doğal bir refleks olarak yaşayabiliyorduk. Çünkü insan sayısı azsa mesafe de kısadır; böyle ortamlarda empati çoğu zaman kendiliğinden oluşur. Ancak asıl mesele, bu ruhu büyütebilmekte.
Binlerce kişinin çalıştığı, büyük bütçelerin ve keskin hiyerarşilerin yönetildiği devasa yapılarda bu yaklaşımın sürdürülebilir olması çoğu zaman teoride kalır. Bu yüzden Mert Bey’in hikâyesi tam da bu noktada ayrışıyor. Çünkü mesele yalnızca bu yaklaşımı bireysel olarak benimsemek değil; yaşayarak öğrenmek ve yapı büyüdükçe onu koskoca bir organizasyonun karakterine, yani bir kültüre dönüştürebilmektir.
Bu yüzden “Hâlden Anlayan Lider”, liderliği yalnızca yön vermek ya da hedefleri gerçekleştirmek olarak tanımlamıyor. Aksine, insanların “birlikte çalışma hâlini” koruyabilme sorumluluğu olarak ele alıyor. Bu perspektif; kurumların sadece iş üreten yapılar değil, aynı zamanda güvenin ve karşılıklı anlayışın inşa edildiği alanlar olması gerektiğinin altını çiziyor.
Güven bir sonuç değil, bir başlangıçtır.
Penti ve dolayısıyla Mert Bey ile tanışıklığım, 2012 yılında ben masanın “hizmet veren” tarafındayken başladı. O yıllarda kurulan bu ilişki, 2018 yılında çok farklı bir boyuta evrildi ve özellikle pandemiyi de kapsayan kritik bir dönemde kendisiyle Penti bünyesinde Pazarlama ve Dijital Dönüşüm Direktörü olarak yakından çalışma fırsatı buldum. İşte o süreçte şunu net bir şekilde gördüm: Güven bir sonuç değil, bir başlangıçtır.
Birine sorumluluk vermek, aslında ona “alan açmaktır”. Alan açmak ise kontrolü bırakabilme cesaretini gerektirir. Bu, birçok liderin teoride savunduğu ama pratikte uygulamakta en çok zorlandığı dengedir. Mert Bey’in kitapta da değindiği üzere, biz birlikte çalıştığımız dönemde bu dengeyi birlikte çok güzel deneyimledik. Mert Bey kitabında o yılları şöyle aktarmış:
…Amerika’da kaldığımız 2,5 ay boyunca, eksiklerin üzerine gitmek yerine iyi yapılan şeylere odaklanmanın ekip üzerinde nasıl olumlu etkileri olduğunu uygulamalı olarak gördüm. Kitabı yazarken Yiğit Kalafatoğlu’nun bu konuda hatırlattıkları da benim için çok kıymetli oldu. Yıllar önce Penti’yi sosyal medyada var etmeye karar verdiğimizde yollarımız kesişmişti Yiğit’le. Penti’nin sosyal medya işlerini onun henüz 23 yaşındayken kurduğu ajansa emanet etmiştik. Türkiye’de ilklerden biri olan ajansıyla, çağın ötesinde ve yenilikçi işleriyle bu alanda gelişmemizi ve pek çok ödülün de sahibi olmamızı sağlamıştı. Birkaç yıl sonra şirketi satıp, kendine farklı bir yol çizmeye karar verdiğinde Yiğit’i, Penti’ye davet edip dijital dönüşümün başına geçirmiştik. Henüz çok gençti 30’lu yaşlarının başındaydı ve kendi ajansını kurarak iş dünyasına girdiği için kurumsal hayat tecrübesi yoktu. Dijitaldeki başarısını, bu alandaki bitmeyen merakını ve kendini nasıl geliştirdiğini gördüğüm için benim içim rahattı. Bu konudaki uzmanlığına güveniyor ve dümeni ona bırakabileceğimi düşünüyordum. Kurumsal hayatla ilgili diğer konular elbet destekle tamamlanırdı, asıl önemli olan neler yapabildiğiydi. Yiğit o günlerle ilgili düşüncelerini şöyle aktardı:
“Penti’de dijital dönüşüm ve buna bağlı müşteri ilişkileri yönetimiyle başladığım yolculuk, pandemiden kısa bir süre önce bütün pazarlama bölümünün sorumluluğunu üstlendiğim bir değişim yaşadı. Ajans olarak yıllarca hizmet ettiğim, iş gönderip onay aldığım ekiplerin liderliğini yapmam gerekiyordu. Bu değişimin üstüne pandemi oldu. Fiziksel mağazalar kapandı ve her şey dijitale döndü. Pek çok kişi ve marka için zor zamanlardı ama benim en iyi bildiğim alandı bu. Mert Bey’in ve diğer liderlerin de desteğiyle güzel işler yaptık, pandemiye rağmen dirsek dirseğe çalıştık. Ekiple beraber gemiyi hızlıca dijital sulara taşımayı iyi becerdik. Ve ben bu süreçte beyaz yakalı olmayı öğrendim. Daha önce bir ajans yönetmiştim ama burada çatışmaları yönetmek, ikna etmek, departmanlar arası dengeleri kurmak, kimsenin ayağına basmadan işini yapmak gerekiyordu, farklıydı. Hep merak ederdim büyük şirketlerin büyük kararları nasıl aldığını. Masanın diğer tarafında, karar aşamasında nelere dikkat edildiğini öğreniyordum. Bu süreçte Mert Bey’in kapısını çok çaldım. Her seferinde -kiminde Mert Bey, kiminde Mert Abi olarak- destek oldu. Ama en çok etkilendiğim şey, bununla yetinmeyip beni bir mentörlük programına girmeye teşvik etmesiydi. Uzmanı olduğum konuda liderlik etmem için bana alan açıyor, eksik olduklarımı da geliştirmem için fırsat sunuyordu. Altı ay boyunca, yönetim ve organizasyon danışmanlığı yapan bir koçla her hafta görüştüm. Şirketin standart bir eğitimi değildi. Benim ihtiyacıma yönelik özel bir destekti. Bunun dışında da genç yaşıma rağmen söylediklerimi dinledi, kararlarıma güvendi, arkamda durdu, bütçe verdi ve ‘Yürü’ dedi. Biz bu sayede Türkiye’de alanımızda birçok ilki yaptık. Güçlü ve güvende hissettim, özgüvenim de arttı. Halden Anlayan Lider yaklaşımı bu nedenle önemli. Mert Bey insanı okuyan, nereye gideceğini bilen, değerlerini, duruşunu, vizyonunu en iyi nerede verimli kullanacağını gören, potansiyelini ortaya çıkaran bir liderlik yapıyor. Bu anlayışın yayılmasının iş dünyasını güzelleştireceğini düşünüyorum.”
Yiğit’in bahsettiği “güvenme ve arkada durma” konusu bence liderlik performansını derinden etkiliyor. Güven duymadan, her şeyi her an kontrol etme ya da daha da kötüsü “kendin yapma” haline geçersen, işin genelini bilme ve gemiye yön verme yetkinliğini kaybediyor, detaylarda kalıyorsun. Sadece çalışma arkadaşlarımla olan ilişkilerim değil, iş ortaklarımızla, tedarikçilerimizle olan iş yapma şeklimiz için de bunun doğru olduğunu düşünüyorum. Mesela dijital dönüşüm süreçlerinde farklı işler için pek çok farklı tedarikçi ile görüşmüşüzdür. Gelecekteki tüm getirileri bir yana, teknoloji yatırımları bir şirketin gider kaleminde en çok yer kaplayan alanlardan biridir, bu nedenle CEO olarak sürece mutlaka dahil olursunuz. Zamanında e-ticaretin başlangıcında da öyle olmuştu. Ne yazık ki o ilk dönemde tüm markalar tarafından e-ticaret elde kalan ürünlerin satılacağı ek bir alan gibi görülmüştü. Bir mağazadan farklı olmaması gerektiği hatta aynı insani dokunuşlara ihtiyaç duyduğu sonradan anlaşıldı. Bu konuda tecrübeye çok değer verdik ve iyi bir gelişim sağladık. Dijitalleşmenin diğer basamaklarında da karar süreci iyi bir bilgi birikimi gerektiriyordu. Bu nedenle Yiğit’in görüşmem gerektiğini düşündüğü herkesle görüşüyor, dinliyor, notlarımı alıyordum. Bunun sonucunda işi iyi yapacağını düşündüğümüz ve en rahat çalışabileceğimiz kurumu seçince artık planlı raporlamalar dışında konuyu uzmanlarına bırakıyordum. Bir ihtiyaçları varsa onlar gelip beni bulurlar ve zaman ayırırım zaten…

Penti Gömleği
Mert Bey ile profesyonel hayatta yollarımız 2022 yılında ayrıldı ancak bağımız hiç kopmadı. Hâlâ ve sürekli iletişimdeyiz; ne zaman ihtiyaç duysam kapısını çalabiliyorum. Hatta sadece Mert Bey ile de değil. Sami Bey de dahil olmak üzere, tüm yöneticilerim ve eski ekip arkadaşlarımla da irtibat ve dayanışma halindeyiz. Bu da bana şunu kanıtlıyor: Bazı bağlar iş tanımlarıyla kurulmaz ve dolayısıyla işten ayrılınca da sona ermez.
Kitapta geçen o meşhur “Penti Gömleği” metaforu tam olarak bunu anlatıyor. Bazı kurumlar yalnızca mesai harcadığınız yerlerdir; bazıları ise sizden bir parça taşır, siz de onlardan. Bunu yaşayabilmek çok anlamlı.
Örneğin; 2024 yılında Value Venture & Partners’ı (VVP) kurma kararı aldığımda ve kendi yolculuğuma yeni bir yön verdiğimde, yine ilk iş olarak Mert Bey’in kapısını çaldım. Görüşlerini aldım, vizyonumdan bahsettim, görüş ve eleştrilerinden beslendim. Bilmem hatırlar mı ama o gün kendisine Viktor Dörfler’in “Yöneticiler için Yapay Zekâ” kitabını hediye ederken içine düştüğüm o küçük not, aslında her şeyi özetliyordu:
“Sadece kariyerime değil, karakter gelişimime de kattıklarınız için teşekkür ederim.”
Bugün dönüp baktığımda, bu cümlenin aslında bu 14 yıllık ilişkinin en saf özeti olduğunu görüyorum. İşte tam da bu yüzden “Hâlden Anlayan Lider” bana göre yalnızca bir yönetim kitabı değil; iş dünyasının giderek mekanikleştiği, ilişkilerin performans metriklerine sıkıştığı bir dönemde, insanı yeniden merkeze almanın gerekliliğini hatırlaran çok kıymetli bir çalışma.
Beni bu hikâyenin bir parçası yaptığı için Mert Bey’e; hayatımda yalnızca bir yönetici değil, bir rehber olarak yer almaya devam ettiği için de Mert Abi’ye yürekten teşekkür ederim.

